Atlantis Nasıl Battı?

tarafından
72
Atlantis Nasıl Battı?

Büyük bir kıta, kara parçası; deniz içinde nasıl kaybolur? Öyle ya, sözü edilen Atlantis kıtası bir kaç metre veya onlarca metre denize batmış olsaydı bugün bu kıtanın kalıntılarına ulaşmak çok kolay olurdu. Kıtanın her tarafı düz olamayacağına göre yüksekliklerin denizin üzerinde kalarak büyük bir kısmının deniz yüzeyinin üstünde kalması gerekirdi. Ancak efsanelerinden başka herhangi bir ize rastlanmamaktadır.

Bir kara parçasının denize batması ve kaybolması iki ihtimalle olur: Ya deniz yüzlerce, hatta binlerce metre yükselir ve kara parçası denizin içinde kaybolur; ya da kara parçası, yüzlerce metre ve daha fazla miktarda kendi içine çöker, deniz üzerini kaplar ve denizin binlerce metre altında kaybolur. Birinci ihtimal; dünyanın bir kısmında denizin bu kadar yükselmesi mümkün değildir. Ancak çökmesi mümkün müdür? Olabilir.

Yıllar önce 1999 Marmara Depremi’nde bir olayla karşılaşmıştık. Özellikle Adapazarı çevresindeki binalarda; deprem sonrası herhangi bir yıkım çatlama olmadığı halde bir veya bir kaç katı, yerin içine batmıştı. 5 katlı bina, 3 kat gözüküyordu. İki katı toprağın içine batmıştı. Uzmanların ifadelerine göre bölgede yeraltı su seviyesinin yüksek olduğu, birkaç dakikalık deprem esnasında yeraltı sularının yer değiştirmesi sonucu yer altında oluşan boşluklardan dolayı bu çökmeler olmuştu.

Bu bilgilerden sonra, Kurân-ı Kerîm’e müracaat ederek bu konuya açıklık getirebilir miyim dedim ve incelemeye başladım. Yine de yapacağım inceleme ve tespitin ancak ihtimal olabileceğini de unutmadan.

Hz. Nuh Tufanı ile ilgili ayetler, bu soruma cevap verir miydi, oradan başladım. Öyle ya, Atlantis; dünyanın birbirinden uzak yerlerinde anlatılan ortak bir efsane idi. Yine her ne kadar tektanrılı dinlerin kitaplarında Nuh Tufanı bize bildirilse de; çok tanrılı bazı dini metinlerinde, geçmiş milletlerin yazıtlarında bu olay anlatılmaktaydı. Yani bu olayda efsaneleşmişti.

nuhun gemisi

Nuh Tufanı (ing. Noah’s Flood)

İlgili ayetleri okuduğumda ilgimi çeken iki şey vardı: Ayetler, hep Nuh kavminin cezalandırıldığından bahsediyordu. Bazı iddialarda belirtilen, tüm dünyada Tufan olmamıştı. Tufan, Nuh kavminin yaşadığı çevre ile sınırlı idi. Bir de yeraltı sularının yeryüzüne çıkmaları, bu iki nokta ilgimi çekmişti.

Hz. Nuh, marangozdu. Ev inşa ediyor, gemi yapıyordu. İhtimalle şehrin zenginlerindendi. Çünkü yöneticilerle muhatap oluyordu. Hatta İlahi Mesajı, onlara direk olarak anlatmıştı. O zamanlarda sıradan kişilerin yöneticilerle görüşmeleri olağan değildi. Nuh ise, onların beklemedikleri bir şekilde mesajı onlara iletmişti. Şaşırmışlardı. Ancak onu kovamadıklarından ve diğer zengin gurubu inandıracağını anladıklarından, tepkileri Nuh’a değil diğer zenginlere olmuştu. Nuh için “yalancı” dediler. “Sizden üstün olmak istiyor, size hakim olmak istiyor.” dediler.

Bulunduğu şehir, deniz kenarında idi. Gemiyi ormanda yaptığından, ayrıca o zamanda yapılan gemilerin yüz katı büyüklüğünde (bugün binlerce insan taşıyan transatlantik gemileri gibi) olduğundan onunla alay etmişlerdi. Ancak Allah’ın emri ile insan formu meleklerin (onlara BİZİM UZAYLILAR diyorum) geminin şekli ve malzeme yardımlarıyla gemiyi inşa ediyordu.

Geminin büyüklüğünün nedeni, hem çevrede yaşayan hayvanların nesillerinin devamı için gemiye alınması, hem de ona inanan, yöneticelerin deyişi ile “ondan daha düşük sınıfta bulunan” insanların da gemiye binmelerini sağlamaktı.

Nereden nereye… Atlantis’ten Hz. Nuh’a nasıl geldik. İki olay da efsanelere konu olmuştu. Hz. Nuh’un bulunduğu bölge de sular altında kalmıştı. Gemiye bindiklerinde gökten su boşalırcasına yeryüzüne inerken, Allah’ın emri ve Bizim Uzaylılar’ın ilahi yazılımı uygulamaları ile oluşan büyük bir basınç sonucu Hz. Nuh’un yaşadığı bölgedeki/kıtadaki tüm yeraltı suları, yerüstüne fışkırdı. Bunun üzerine koca kıtanın yeraltında devasa boşluklar oluştu. Deyim yerindeyse yerin altı boşaldı ve sonuç olarak toprak, suların altında belki binlerce metre aşağıya çöktü.

Aylarca yolculuktan sonra kendi bölgelerinden binlerce kilometre uzağa gittiler. Yağmurdan, sudan ötürü, zamanı bilemediler, hangi yöne ne kadar gittiklerini de bilemediler.

Yaşadıkları yerde; bir kaç on yıl sonra büyüklerin geldikleri yerlerde bıraktıkları zenginlikleri anlatması, gençlerin iştahını kabarttı. Definecilik merakları arttı. Geldikleri yönü ve uzaklığı bilemediklerinden her biri başka bir yönde eski yerleşim yerlerini bulmak için deniz yolculuğuna çıktılar. Ulaştıkları yerlerde Tufan’ı ve atalarının zenginliklerini anlattılar. Atalarının şehirlerini bilip bilmediklerini sordular. efsaneler oluşturdular.